Bir kereliğine de olsa, Winnie yi bu işe alet edeceğim. Michelle Rodriguez i Resident Evil, Avatar, LOST bla bla bir dolu projeden tanırız. Efendim ben bu kadının tavrına hastayımdır. Güzeldir, alımlıdır, ama taşaklıdır kelimenin tam anlamıyla. Her zamanki gibi yine nerede baş belası erkek çocuğu tribini bürünen bir kadın varsa ona koşarak gidiyorum.
En son Machete de izledim kendisini. Ve yine bu imajına cuk diye oturan bir rolü almıştı. Bayıldım, onun o tipini görmek için kendisini wallpaper yaptım. Bu kadında farklı bir şey var. Sadece güzel olmak, taş olmak ya da ruh hastası olmak gibi bir şey değil. Hamuru farklı, işlenişi, baharatı farklı her ne kadar sürümü diğerlerinden farklı olmasa da. Neyse, burayı da o süper fotolarla donattım, do-na-tı-yor-um.
9 Eylül 2010 Perşembe
7 Eylül 2010 Salı
Bilge Winnie ye.
Değerli Winnie,
Uzun zamandır konuşamadık, anlatamadık derdimizi. Bu mektupta, sana ne kadar minnettar olduğumu anlatmak istiyorum.
Öncelikle nasılsın? Umarım iyisindir... Balların yetiyor mu? Yetmiyorsa eğer, biliyorsun, bana söyleyebilirsin. Maya seni çok seviyor, kraliçeyle konuşup bir arı kovanyonu (kovan-kamyon) bal yollayabilirler. Bu yıl petek işine girmişler sanırım, öyle duyumlar aldım dedikoducu piggy den. Hala seni soruyordu Winnie ehehe. Bugünlerde neler yaptığımı merak ediyorsundur sen şimdi. Açıklarımı kapatıyorum Winnie. Tonlarca emek çimentosu aldım, merakla karıp açıklara sürüyorum. Şimdilik yavaş ilerliyor, ama durum iyi. İlk onarılan yerlere çim aldım. Üzerine birkaç ufak çiçek diktim, şu pembe yapraklı narin olanlardan. Solamadılar bile. Hiç doğmadılar. Çok ağladım, üzüldüm onlar için. Hiç bahçem olmayacak diye de üzüldüm Winnie. Sonra azmettim bir daha diktim, yanlarına yeni renkler de aldım. Çok az yaşadılar, özellikle pembeler... Hemen boyunlarını büküyorlardı. Kırmızılar daha inatçıydı, saldırganlardı da... Hatta bir gün kırmızılardan biri diş çıkardı. O ne korkunç şeydi öyle, korktum dişini söktüm. Çok canı yandı. Benim de yandı ilginç tarafı. Bir baktım, dişler ellerime geçmişti. Uzun süre yaralı kaldı ellerim, kırmızı uzun süre ağladı. Sonra sustu ve yeni dişini çıkardı. Ben de dişlerine dokunmadım bir daha. Kimseyi ısırmadı daha. Isırmayı sevmiyormuş, ama dişlerinin olması lazımmış. Kalbi gibiymiş, öyle dedi. Arada diş perisiyle fısıldaşırken görüyorum onları, iyi arkadaşlar. Bu arada bir defa çimentonun kıvamını tutturamadım, merakı az koymuşum, emek karışmadı bir türlü. Ben de daha fazla merak edinene kadar bahçemi kurmaya düzenlemeye çalıştım.
Pembe çiçeklere bir türlü çözüm bulamıyordum, bir şeyler eksikti. Ya soluyorlardı, ya da kararıyorlardı. Ve hep ağladılar. O duyduğun sesler var ya geceleri, hani ruh sandıkların, onlar pembe çiçeklerdi. Söylemek istemedim sana, üzülürsün diye. Bahçe yapımı, ev kurulması, açık kapama sırasında seni çok yormuştum çikolata kömürü karası telgraflarımla Winnie. Sen ruhları seviyorsun ya hani, diyemedim sana, dinlen istedim. Hem pembeler ruh olmasa da, ruhları vardı. İyi anlaştınız bence. Bir gün, aklıma bir fikir geldi. belki biraz daha toprak lazımdı. Gittim biraz kahve topraklardan aldım, sevdiler. Muhabbetle sulamamı tembih etmişti bilgeler, öyle yaptım. Bir süre sonra parlamaya başladılar. Bu bana kısa zaman önce unuttuğum bir şeyi hatırlattı Winnie. "Bilginin kaynağı meraktı!" "Tabii ya!" dedim ve gene çalışmaya başladım. Çünkü merak edersem bahçemin, evimin olması için, açıklarımı da kapatmam için gereken bilgiye ulaşacaktım. Canla başla çalıştım, merak ettim, emeğe karıştırdım, 60 gece uyumadım. Açıklar kapandıkça, bahçemden kahkaha sesleri gelmeye başladı. Onlar güldükçe, ben onları muhabbetle suladım, büyüttüm bahçemi. Artık biliyordum; sana, okuduktan sonra, yenisi gelir gelmez imha etmeni rica ettiğim telgraflar bana yardım etmemişti. Sana yazmama kararı aldım, ve bol bol merak ettim, emek gösterdim, muhabbet kattım, kırmızının dişleri için taze ahududular buldum. Bir gün, açıklarımın çok az olduğunu fark ettim, o zaman işte bahçeme bir ağaç dikmeye karar verdim. Bebek bir çam aldım, pembeyle kırmızının arkasına diktim. Büyüyünce onlara gölge olsun dedim, korusun. Biliyorsun Winnie, annemle babam çamları çok severdi. Ondan çam aldım. Yine de güvenemedim bebek çama, büyümesine çok var çünkü daha güçsüz, iğnelerini çıkaramadı daha, az besleniyor. Komik olan ne biliyor musun Winnie? Bebek çam, iğneleri için pamuk şeker istiyor. Her gün çıkan yeni bir iğnesine bir beyaz pamuk şeker koyuyorum, çok mutlu oluyor. Hah, ne diyordum? Bebek çama güvenemedim diyordum. Bu sebepten bahçeye büyük bir çınar aldım. Çınar. Ne güzel isim değil mi? Şimdi bebek çamı da gölgesinde koruyor. Bazen bu ağaçları anlamıyorum ben Winnie. Hem gölgede güvende hissettiriyor, hem de çok karanlık. Gölgeye çekmek doğru mu Winnie? Hoş, sorsam da söylemezsin, söylemeni de istemem. Bulurum bir şekilde cevabını, umarım bahçeme zarar gelmez. Her gün beş turkuaz dua ediyorum bozulmasın bahçem diye. Şimdi diyorsundur, bozulursa bir daha yaparsın diye, yaparım yapmasına da benim pembeyle kırmızı ağlatmaya hakkım yok artık Winnie. Onları düşünüyorum.
Bu işleri yoluna koyduktan sonra beyaz, sarı ve mavi çiçekler aldım. Mor çiçeklerden hala korkuyorum, alamadım daha onlardan anlayacağın. İlk beyazlarla sarıları diktim. Mavileri gökyüzüne yakın bir yere dikmek istiyorum, bütünleşsinler diye. Gün doğarken ışıklar hep sarıyı okşuyor, onun hoşuna gidiyor. Mavi de sonsuzluğuna yakın olmak ister bence. Bu arada beyazlar çok ilginç. Diktiğim anda canlandı, ve hiç boynunu bükmedi. Çok güçlüler, tek besinleri ise pembe, kırmızı ve de sarının kahkahaları. Mavi de ekilirse daha güçlü olacaklarını buyurdular.
Biraz ara verdim ve sana bu mektubu yazdım. Tabii bir sebebi daha var, sana yeni kahverengi kadife kumaş aldım. Göğsün çok yıpranmıştı, yenisini dikelim. Göz kenarlarındaki kırışıklıkları da alırız ;-). Yardıma kelebekler gelecekler, biliyorsun çok güzel dikerler örerler. Kelebekler uyanır uyanmaz başlarız diye düşündüm. Umarım senin de hoşuna gider, lütfen reddetme ama. Göğsünü yıpratan bendim, onarmama izin ver, çok pişmanım. Her şeyi yeniden yapabiliriz. Sonra gene inanırız, teslim ederiz ve bir daha, daha güzelini yaparız. Sen derdin bana bunları Winnie. Bırak tek onarılan benim yuvam olmasın, senin derin de olsun. Reddetmeyeceğine eminim. Umarım diyelim ya da...
Sana kadifeni aldıktan sonra, eski yatakta dinlendim biraz. Zaman nasıl geçmiş bilmiyorum ama pembeler gibi ben de ağladım Winnie. Çok karanlıktı, farkına varmadım zamanın. Fakat sonra seni, amaçlarımı, yuvamı hatırladım ve kalktım. Bu mektup için. Mektubu Kart Saksağan Hilal ile yolluyorum, onunla geri yollarsın cevabını olur mu? Güvenilirdir saksağan ama, yine de mektubu mühürleyeceğim çikolata kömürüyle. Sana da aynısını tavsiye ederim sevgili Winnie.
Bu mektup sana 1001 çita adımında ulaşacaktır. Cevabını 4000 çita adımında bekleyeceğim. Evin boyaması kaldı bir artık, renk seçemedim bir türlü. Belki yardım edersin zevkli gözlerinle? Umarım senden çok şey beklemiyorumdur Winnie. Emekli olduğundan beri uzakta olman beni biraz eksik hissettiriyor ama doğrusu bu biliyorum. Benden istediğin her şeyi yapacağımı biliyorsundur, önemlisin Winnie. Bu arada Maya' yla kesinlikle konuşacağım, sana şu taze peteklerden yollasın kovanyon kovanyon. Çilek burun köpük öpücüklerini yolluyormuş, az sonra yumak alışverişine çıkacağız onunla, çok heyecanlanıyor :-)
Tekrar görüşeceğimiz zaman ellerimizi ballara birlikte çalmak üzere, güzeller güzeli Güneş seninle olsun.
Acemi öğrencin ve peri çocuğun fulvi tembelayak
Uzun zamandır konuşamadık, anlatamadık derdimizi. Bu mektupta, sana ne kadar minnettar olduğumu anlatmak istiyorum.
Öncelikle nasılsın? Umarım iyisindir... Balların yetiyor mu? Yetmiyorsa eğer, biliyorsun, bana söyleyebilirsin. Maya seni çok seviyor, kraliçeyle konuşup bir arı kovanyonu (kovan-kamyon) bal yollayabilirler. Bu yıl petek işine girmişler sanırım, öyle duyumlar aldım dedikoducu piggy den. Hala seni soruyordu Winnie ehehe. Bugünlerde neler yaptığımı merak ediyorsundur sen şimdi. Açıklarımı kapatıyorum Winnie. Tonlarca emek çimentosu aldım, merakla karıp açıklara sürüyorum. Şimdilik yavaş ilerliyor, ama durum iyi. İlk onarılan yerlere çim aldım. Üzerine birkaç ufak çiçek diktim, şu pembe yapraklı narin olanlardan. Solamadılar bile. Hiç doğmadılar. Çok ağladım, üzüldüm onlar için. Hiç bahçem olmayacak diye de üzüldüm Winnie. Sonra azmettim bir daha diktim, yanlarına yeni renkler de aldım. Çok az yaşadılar, özellikle pembeler... Hemen boyunlarını büküyorlardı. Kırmızılar daha inatçıydı, saldırganlardı da... Hatta bir gün kırmızılardan biri diş çıkardı. O ne korkunç şeydi öyle, korktum dişini söktüm. Çok canı yandı. Benim de yandı ilginç tarafı. Bir baktım, dişler ellerime geçmişti. Uzun süre yaralı kaldı ellerim, kırmızı uzun süre ağladı. Sonra sustu ve yeni dişini çıkardı. Ben de dişlerine dokunmadım bir daha. Kimseyi ısırmadı daha. Isırmayı sevmiyormuş, ama dişlerinin olması lazımmış. Kalbi gibiymiş, öyle dedi. Arada diş perisiyle fısıldaşırken görüyorum onları, iyi arkadaşlar. Bu arada bir defa çimentonun kıvamını tutturamadım, merakı az koymuşum, emek karışmadı bir türlü. Ben de daha fazla merak edinene kadar bahçemi kurmaya düzenlemeye çalıştım.
Pembe çiçeklere bir türlü çözüm bulamıyordum, bir şeyler eksikti. Ya soluyorlardı, ya da kararıyorlardı. Ve hep ağladılar. O duyduğun sesler var ya geceleri, hani ruh sandıkların, onlar pembe çiçeklerdi. Söylemek istemedim sana, üzülürsün diye. Bahçe yapımı, ev kurulması, açık kapama sırasında seni çok yormuştum çikolata kömürü karası telgraflarımla Winnie. Sen ruhları seviyorsun ya hani, diyemedim sana, dinlen istedim. Hem pembeler ruh olmasa da, ruhları vardı. İyi anlaştınız bence. Bir gün, aklıma bir fikir geldi. belki biraz daha toprak lazımdı. Gittim biraz kahve topraklardan aldım, sevdiler. Muhabbetle sulamamı tembih etmişti bilgeler, öyle yaptım. Bir süre sonra parlamaya başladılar. Bu bana kısa zaman önce unuttuğum bir şeyi hatırlattı Winnie. "Bilginin kaynağı meraktı!" "Tabii ya!" dedim ve gene çalışmaya başladım. Çünkü merak edersem bahçemin, evimin olması için, açıklarımı da kapatmam için gereken bilgiye ulaşacaktım. Canla başla çalıştım, merak ettim, emeğe karıştırdım, 60 gece uyumadım. Açıklar kapandıkça, bahçemden kahkaha sesleri gelmeye başladı. Onlar güldükçe, ben onları muhabbetle suladım, büyüttüm bahçemi. Artık biliyordum; sana, okuduktan sonra, yenisi gelir gelmez imha etmeni rica ettiğim telgraflar bana yardım etmemişti. Sana yazmama kararı aldım, ve bol bol merak ettim, emek gösterdim, muhabbet kattım, kırmızının dişleri için taze ahududular buldum. Bir gün, açıklarımın çok az olduğunu fark ettim, o zaman işte bahçeme bir ağaç dikmeye karar verdim. Bebek bir çam aldım, pembeyle kırmızının arkasına diktim. Büyüyünce onlara gölge olsun dedim, korusun. Biliyorsun Winnie, annemle babam çamları çok severdi. Ondan çam aldım. Yine de güvenemedim bebek çama, büyümesine çok var çünkü daha güçsüz, iğnelerini çıkaramadı daha, az besleniyor. Komik olan ne biliyor musun Winnie? Bebek çam, iğneleri için pamuk şeker istiyor. Her gün çıkan yeni bir iğnesine bir beyaz pamuk şeker koyuyorum, çok mutlu oluyor. Hah, ne diyordum? Bebek çama güvenemedim diyordum. Bu sebepten bahçeye büyük bir çınar aldım. Çınar. Ne güzel isim değil mi? Şimdi bebek çamı da gölgesinde koruyor. Bazen bu ağaçları anlamıyorum ben Winnie. Hem gölgede güvende hissettiriyor, hem de çok karanlık. Gölgeye çekmek doğru mu Winnie? Hoş, sorsam da söylemezsin, söylemeni de istemem. Bulurum bir şekilde cevabını, umarım bahçeme zarar gelmez. Her gün beş turkuaz dua ediyorum bozulmasın bahçem diye. Şimdi diyorsundur, bozulursa bir daha yaparsın diye, yaparım yapmasına da benim pembeyle kırmızı ağlatmaya hakkım yok artık Winnie. Onları düşünüyorum.
Bu işleri yoluna koyduktan sonra beyaz, sarı ve mavi çiçekler aldım. Mor çiçeklerden hala korkuyorum, alamadım daha onlardan anlayacağın. İlk beyazlarla sarıları diktim. Mavileri gökyüzüne yakın bir yere dikmek istiyorum, bütünleşsinler diye. Gün doğarken ışıklar hep sarıyı okşuyor, onun hoşuna gidiyor. Mavi de sonsuzluğuna yakın olmak ister bence. Bu arada beyazlar çok ilginç. Diktiğim anda canlandı, ve hiç boynunu bükmedi. Çok güçlüler, tek besinleri ise pembe, kırmızı ve de sarının kahkahaları. Mavi de ekilirse daha güçlü olacaklarını buyurdular.
Biraz ara verdim ve sana bu mektubu yazdım. Tabii bir sebebi daha var, sana yeni kahverengi kadife kumaş aldım. Göğsün çok yıpranmıştı, yenisini dikelim. Göz kenarlarındaki kırışıklıkları da alırız ;-). Yardıma kelebekler gelecekler, biliyorsun çok güzel dikerler örerler. Kelebekler uyanır uyanmaz başlarız diye düşündüm. Umarım senin de hoşuna gider, lütfen reddetme ama. Göğsünü yıpratan bendim, onarmama izin ver, çok pişmanım. Her şeyi yeniden yapabiliriz. Sonra gene inanırız, teslim ederiz ve bir daha, daha güzelini yaparız. Sen derdin bana bunları Winnie. Bırak tek onarılan benim yuvam olmasın, senin derin de olsun. Reddetmeyeceğine eminim. Umarım diyelim ya da...
Sana kadifeni aldıktan sonra, eski yatakta dinlendim biraz. Zaman nasıl geçmiş bilmiyorum ama pembeler gibi ben de ağladım Winnie. Çok karanlıktı, farkına varmadım zamanın. Fakat sonra seni, amaçlarımı, yuvamı hatırladım ve kalktım. Bu mektup için. Mektubu Kart Saksağan Hilal ile yolluyorum, onunla geri yollarsın cevabını olur mu? Güvenilirdir saksağan ama, yine de mektubu mühürleyeceğim çikolata kömürüyle. Sana da aynısını tavsiye ederim sevgili Winnie.
Bu mektup sana 1001 çita adımında ulaşacaktır. Cevabını 4000 çita adımında bekleyeceğim. Evin boyaması kaldı bir artık, renk seçemedim bir türlü. Belki yardım edersin zevkli gözlerinle? Umarım senden çok şey beklemiyorumdur Winnie. Emekli olduğundan beri uzakta olman beni biraz eksik hissettiriyor ama doğrusu bu biliyorum. Benden istediğin her şeyi yapacağımı biliyorsundur, önemlisin Winnie. Bu arada Maya' yla kesinlikle konuşacağım, sana şu taze peteklerden yollasın kovanyon kovanyon. Çilek burun köpük öpücüklerini yolluyormuş, az sonra yumak alışverişine çıkacağız onunla, çok heyecanlanıyor :-)
Tekrar görüşeceğimiz zaman ellerimizi ballara birlikte çalmak üzere, güzeller güzeli Güneş seninle olsun.
Acemi öğrencin ve peri çocuğun fulvi tembelayak
geri geri giderken
hayatımın ucuna oturur o hep, hasta ziyaretine gelen yabancı gibidir. ya ayak ucundadır, ya da hayatımın ucunda, köşesinde.
hem alyuvarla akyuvarı ayırabilir misin?
ikisi de kanda.
hem alyuvarla akyuvarı ayırabilir misin?
ikisi de kanda.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


